Yalanın İnşası: Mandela Etkisi ve Tarihi Gerçekler
Günümüzde bilgiye ulaşma konusundaki sıkıntılarımız epey aşıldı; ancak bu sıkıntının aşılması başka bir sıkıntıyı da beraberinde getirdi. O da ulaştığımız bilginin doğruluğu. Yani kolay ulaştığımız bilginin yanlış bilgi olma olasılığı da epey yüksek; çünkü dezenformasyon çağında yaşıyoruz. Bu çağ da bizi “Mandela Etkisi” ile tanıştırıyor.
Mandela Etkisi, Güney Afrika’nın ilk siyahi başkanı Nelson Mandela’nın hapisteyken öldüğü yönündeki yaygın ancak yanlış inanç nedeniyle ortaya çıktı. Tanımlarsak, Mandela Etkisi bir grup insanın, bir olayın veya tarihi bir gerçekliğin aslında hiç yaşanmamış veya farklı bir şekilde yaşandığına dair ortak bir yanılgıya sahip olması durumudur.
Mandela Etkisi, bu anlamıyla bir yokun varlığını kabul etmeye dayanır. Tersi anlamında da varlığın yokluğunu kabul etmekle de eş değerdir. Varken yok, yokken var olma durumudur.
Gerçeğin yerini, gerçeklerin simüle edilmesiyle farklı bir gerçeğin aldığını “Gerçek Olmayan Gerçekler Üzerine” başlıklı yazımda tartışmıştım; ancak yukarıda bahsettiğim bir yanılsamadan daha ziyade bir yanıltıcılığı barındırıyor. Gerçek eğilip bükülmeden doğrudan gerçek dışı bir bilgi ortaya atılıyor ve insanlar buna rıza gösteriyorlar. Bu haliyle Mandela Etkisi, yanılgısal hatırlama fenomeni olarak hayatımızda yer ediniyor. Burada gerçek dışılığa inanıp gerçekmiş gibi içselleştiriyoruz, yalanı içimizde inşâ ediyoruz.
Bilmeden bilmeyi ustalıkla yapan bir yanımız var. Bilmediğimiz yolu tarif etmekten tutun da, bildiğimiz kusurlarımızı bilmiyormuş gibi yapmaya kadar gidebilirsiniz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün alfabe değişikliği sonrasında toplumun bir gecede cahil kaldığına dair etki de aslında Mandela Etkisi değil midir? Lozan Antlaşmasının gizli maddelerinin olduğu ve ülkemizin 100 yıllık bir süreyle madenlerini çıkartamadığına dair kemikleşmiş inancı nasıl anlatabiliriz?
Adnan Menderes’i demokrasi şehidi sanmıyor muyuz? (Bu konuda Emre Kongar’ın “21.Yüzyılda Türkiye: 2000’li Yıllarda Türkiye’nin Toplumsal Yapısı” adlı şaheseri de incelemenizi öneririm.)
Biraz mizahi konuşalım, yıllarca “Çaycı Hüseyin” ve “Münir Özkul” gibi insanları öldürüp öldürüp durmadık mı? Belki de toplumumuza Mandela Etkisi yerine, Çaycı Hüseyin Etkisi diye bir kavramla çıkmak daha iyi olabilirdi, kim bilir?
Bu alçaklık, Atatürk’ün bir İngiliz ajanı olarak sunulmasına kadar gitmedi mi?
Kahvehanelerde Recep Tayyip Erdoğan’ın, Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı olduğuna dair söylentileri de mi duymadınız? Pardon ama bu gerçekti değil mi? Kendi ağzıyla söylemişti.
Gerçeğin peşinde olmamız gerekiyor, özetin özeti.
Takdir Sizin, Atatürk Hepimizin!
Hatib Minber
Sitemde yayınlanan içeriklerden ilk siz haberdar olun. Ücretsiz olarak bildirim almak için e-posta adresinizi girin. Aboneliği tamamlamak için lütfen e-postanıza gönderdiğim, iletiyi onaylayın.
