Köşe Yazıları

Ayak Ucundaki İhanet: Ruhunu Satanlar

Adelbert von Chamisso’nun ölümsüz karakteri Peter Schlemihl, gri elbiseli gizemli bir adamla hayatının hatasını yapar: Hiç bitmeyecek bir altın kesesi uğruna, ayaklarının ucundaki o “önemsiz” siyah lekeyi, yani gölgesini satar. Altınlar cebe girdiğinde Peter dünyanın en zengini olduğunu sanır; ancak güneş tepeden vurduğunda toplumun içine çıkamaz. Çünkü gölgesi olmayan bir adam, toplum için artık bir “yokluk” ve “tekinsizlik” abidesidir.

Bu trajik pazarlık, bana Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki en büyük “gölge takasını” hatırlatıyor: 2010 Referandumu ve “Yetmez ama Evet” parantezi.

Altın Kese: Demokratikleşme Vaadi

O dönemde gri elbiseli adamlar, masaya göz kamaştırıcı bir altın kesesi koymuştu: “Askeri vesayet bitecek, demokrasi taçlanacak, yargı sivilleşecek.” Bu vaat o kadar parlaktı ki, bir grup aydın ve siyasetçi, bu uğurda feda ettikleri şeyin değerini ölçemedi. Onlar için “gölge”, yani o güne kadar savundukları laiklik, cumhuriyet değerleri ve kurumların liyakati; iktidarın vaat ettiği “demokrasi altını” yanında feda edilebilir birer teferruattı.

Sözün Çiğnenmesi ve Anlık Mutluluk

Schlemihl, altınları harcadığı o ilk günlerde nasıl bir zafer sarhoşluğu (esrime) yaşadıysa; “Yetmez ama Evet” korosu da referandum sonrası o meşhur balkon konuşmalarında benzer bir esrime içindeydi. Sözler verilmiş, “eski Türkiye”nin kalıntıları temizlenmiş, cepler sahte özgürlük vaatleriyle dolmuştu. Bir insanın bir insana (veya toplumun bir kesimine) verdiği o kadim “birlikte yaşama” sözü, iktidar hırsının ve stratejik körlüğün kurbanı edilmişti.

Güneş Açtığında Gelen Karanlık

Ancak güneş kaçınılmaz olarak tepeye yükseldi. Işık her yere vurduğunda, o parıltılı vaatlerin ardındaki gerçek çıplaklığıyla belirdi. Altın kesesi boşalmış; yerini kurumsal bir enkaz, yargı bağımsızlığının yitimi ve kutuplaşmış bir toplum bırakmıştı. Tıpkı Schlemihl gibi, bu kararı verenler de güneşin altında “gölgesiz” kaldılar. Ne dün feda ettikleri kitlelerin güvenine sahiptiler, ne de gölgelerini sattıkları güç odağının yanında yerleri vardı.

Gölgesini satan adamın hayatı, o gölgenin yokluğu kadar kararır. Kendi ruhunu (gölgesini) iktidarın pragmatizmine kurban edenler, günün sonunda o karanlığın içinde yapayalnız kalmaya mahkûmdur.

Bugün Peter Schlemihl’in hikayesini okurken, gölgenin bir “yük” değil, bizi bu topraklara bağlayan, kimliğimizi yere sabitleyen yegâne hakikat olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Çünkü gölgesi olmayanın, gelecekte bırakacağı bir izi de yoktur.

Altın kese uğruna partisini değiştirenleri de bu gözle izleyiniz.

Takdir Sizin, Atatürk Hepimizin!

Hatib Minber

Sitemde yayınlanan içeriklerden ilk siz haberdar olun. Ücretsiz olarak bildirim almak için e-posta adresinizi girin. Aboneliği tamamlamak için lütfen e-postanıza gönderdiğim, iletiyi onaylayın.

Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm yorumları görüntüle
0
Düşüncelerinizi paylaşmanızı çok isterim, lütfen yorum yapın.x