Köşe Yazıları

Kültürün Seçimi ve Seçimin Kültürü Üzerine

Esasen niyetim muhalefetin iktidara kaybettiği bu çok önemli seçimden sonra uzun, detaylı bir içerik oluşturmaktı; ancak yazılan şeylerin okunmaya değer bulunmadığı, okunan şeylerin ise anlaşılmaktan uzak olduğu bir ortamda bu çabanın beyhude olduğunu üzülerek anladım. İğneyi kendimize de batıralım, belki de biz doğru şekilde yazamadık, doğru bir emek ortaya koyamadık. İşte tüm bunlar daha kısa bir yazının yazılmasına vesile oldu.

Hepimiz bir kültür üzerine şekillenirken, aldığımız bu şekilde yaşadığımız kültürü biçimlendiriyor. Dolayısıyla güçlü ve kudretli bir kültürün bizleri inşasında daha güçlü ve kudretli bir kültürün oluşumuna da aracılık ediyoruz. Özetle kültür bu biçimiyle değişmezliğini tüm güçlü ve kudretli yapısına rağmen yitiriyor.

Kültür, bir yerde ve en savunduğum şekliyle insanların yapıp ettiği her şeyin bütünü oluyor. Korkuyu içinize sindirdiğiniz ve çekingen davrandığınız bir yerde korku kültürü sizi egemenliği altına alırken, bir adamın çıkıp bu korku imparatorluğunu devirmesi kolay olmuyor. Bu bir adamın kültüre yönelik bu savaşımı kitleleri etkilemeye başladığında korku kültürü yıkılıyor ve özgürlük mücadelesine, bağımsızlık kültürüne dönüşebiliyor. Bakınız Mustafa Kemal Atatürk. Aşağıda tekrar buraya değineceğim.

Sosyal Bilimsel dergisi için yazdığım makalede hapishanenin doğuşu ve insanların iktidarca gözetlenmelerini, bu gözetlenmenin de bir baskı kültürü yarattığını ifade etmeye çalışmıştım. İktidarlar kontrol altında tutmak isterler, kültürleri de budur. Sizi serbest bıraktıklarında bile, aslında serbest olmadığınızı bilmeniz gerekiyor. Byung-Chul Han Enfokrasi adlı şaheserinde bunu oldukça güzel ifade ediyor. Zaten Sosyal Bilimsel’e yazdığım yazıda bunun üzerine şekillenmişti. (Bu makaleyi bu yazıdan sonra okumanız için burayı tıklamanız yeterli)

Özetle iktidarlar kontrol altında tutma kültürü yayıyorlar. Yazımın başlığında belirttiğim “Kültürün Seçimi” ile, buna mecbur olmadığımızı ifade etmeye çalışıyorum. Biraz daha açmaya çalışacağım. Seçtiğiniz her iktidar sizi kontrol edecek, bu onların töresi, kültürü. Ama her iktidar yapısının farklı bir kontrol etme kültürüne sahip olduğunu da bilmemiz gerekiyor. Otoriter, totaliter ve liberal bir iktidarın yönettiklerini kontrol altında tutması kültürleridir; ancak kontrol altında tutma biçimleri de kültürleridir. İktidarlar da yapıp ettikleri her şey ile bir kültüre sahip çıkarlar.

Süleyman Seyfi Öğün, Türk Politik Kültürü 1 adlı çalışmasının arka kapağında politik kültür değişkeni ifadesiyle aslında buraya kadar anlatmaya çalıştığım kültürün değişken bir yapısı olduğunu belirtiyor. Eser Süleyman Seyfi Öğün’ün hocam olmasından ötürü değil elbette, içeriğinden ötürü çok kıymetli. Şimdiden tavsiye etmiş olayım. Her ne kadar son tahlilde ayrı dünya görüşlerini savunsak da hakkı teslim etmek gerekir.

Orta Asya’dan bu topraklara yerleşen Türklerin, göçebe bir yaşamdan yerleşik yaşama geçtiğini biliyoruz. Bu göçebelik kültürünü de bugün devam ettirmiyoruz. Devlet kurma kültürümüz ise baki. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın bir devamı, Osmanlı da Bizans’ın. Hemen itiraz etme niyetinde olanların İlber Ortaylı’nın Osmanlı Barışı adlı eserini okumaları gerekiyor. Bu devamlılık bir yerde kültüründe birbirine karıştığını ifade ediyor. Fethedilen yerlerdeki topraklara kimin bastığı kadar daha önceden oralara kimin bastığı da önemlidir. Dolayısıyla bir yerde tabelanın değişmesinin, orada yaşayışın hemen değişeceği anlamını taşımadığını bilmemiz gerekiyor.

Osmanlı Devleti, muhafazakar yapısını (kültürünü) korumak ile yenilikçi tarafını geliştirme aşamasında yaşadığı gelgitlerin kurbanı olarak bugün tarih sahnesinden ismen silindi. Kültürü yaşıyor, bazı yerlerde capcanlı bazı yerlerde bitkisel hayatta, bazı yerlerde ölü olsa da kültürü yaşıyor. Bağlamak istediğim yere yaklaştım. Uzaklaşmadan bağlamam gerekirse, Osmanlı’nın kültürünü devam ettirme noktasında olan bir iktidar tarafından yönetiliyoruz; ama ne yazık ki bu iktidar Osmanlı’nın çöküş dönemi kültürüne daha yakın. Şahlanış ile başlayan süreçlerin muhafazakarlık – ilerlemecilik geriliminde sıkıştığını biraz beyin kullanımına sahip olan herkes görebilir.

Osmanlı’nın politik olana, bir yerde iktidar diyelim, hatta padişah da denilebilir, zarar vermeden toplumsal yapıya yönelik değişkenlikler sunma girişimi yine politik olanın ayakta kalmasını sağlayacak nitelikteydi. İlerlemeci tavır askeri alanda görülüyor, sürekli askeri olanın geliştirilmesi, savaş meydanlarının zafer naraları atmasına yönelik düzenlemeler, halkta karşılık bulsa da ekonomik kısıtlanmalar sivrileşiyordu. Bugünün iktidarı SİHA, İHA ile verdiği askeri yenilik mücadelesinde takdir toplasa da ekonomik olarak halkını perişan eden, ama politik olan iktidarına zarar vermeyen düzenlemelerin arkasından gidiyor.

Süleyman Seyfi Öğün’ün (bakınız: adı geçen eser) tespiti ile destekleyecek olursak, ki kendisi bir Osmanlı hayranıdır, Osmanlı modernleşmesi moderniteden uzaktı. Bugün de yaşadığımız modernleşme moderniteden fersah fersah uzakta. Modernleştiğini sanan bir halkın, modern olanı sadece cep telefonlarıyla takip ettiği bir yerde yaşıyoruz. Evet, modernleşiyoruz; ama diğer modernleşenler bizden çok daha fazla modernleşiyorlar ve bu da Osmanlı’nın çöküş dönemi gibi bizi çağın gerisinde bırakıyor.

Kısa tutacaktım, yine uzattım farkındayım; ama bu iktidar kültürünü değiştirmeyi seçmediğimiz açık bir şekilde karşımızda duruyor. Bu iktidar, korku kültürünü içimize işliyor. Yukarıda bahsettiğim bir adamın yarattığı kültür dönüşümü ve itiraz süreci Osmanlı’nın devamı olan Türkiye Cumhuriyetinde bir muasır medeniyet yakalama ateşi yakmış olsa da ondan sonra gelenlerin geçmiş kültürel alışkanlıklarını değiştirmeye tam anlamıyla yeterli olmadı. Bu yeterli olmayan da kültürel değişimi yaratmaya fırsat vermedi.

Çevrenizde kültürel yozlaşmadan bahsedenler çoktur. Dış güçlerin kültürümüze müdahale ettiği yönünde kaygıları olanlar vardır ve bu insanların haklı olduğunu düşünüyorum; ama bu insanlar bu haklılıklarını bu müdahaleye Atatürk’ün kültürel değişiminin yol açtığını düşünerek haksızlığa uğratıyorlar. Esasen Atatürk’ün, tam bağımsızlık ateşine yönelik kültürel yönelimi kavranabilseydi bu kültür erozyonlarına da maruz kalmamış olacaktık.

Osmanlı’nın çöküş döneminde, çöküşe götürme sevdalısı olanların içeride yarattığı kültürel bozukluklar da Osmanlı’nın moderniteyi yakalayamaması kaynaklıdır. Yıkıcıdır. Atatürk’ün erken ölümü ve Osmanlı içindeki çöküş sevdalılarının Atatürk’ün ölümü sonrası ortaya çıkışları (siz adına Adnan deyin, Kenan deyin, Recep deyin ben isim vermiyorum) kültürel yozlaşmayı da beraberinde getirmiştir.

Türkiye bu şartlar altında yaşamış olduğu son seçimde de bu kültürel yapının etkisinde kalmış; Osmanlı’dan bu yana gelen tek adam sevdası bir seçimin kültürüne dönüşmüştür. Halkın cehaleti bir kültür halini almıştır. Kitle psikolojisine girmek istemem ama “kitle içindeki en akıllı bireyin bile aklı kitlenin aklı kadardır” şeklindeki savunma geçerli olmuştur.

Atatürk de bu tek adam psikolojisinin yükselttiği bir liderdir; ancak o bu psikolojiyi halk için kullanabilmiştir. Osmanlı’nın ilk dönemlerinde de bu böyleydi. Çöküş döneminde politik olanın korunması yönündeki aksiyonlara değindim. Yine politik olanın korunması yönündeki aksiyonlar bu sefer “sözde” demokrasi eliyle halkın eline bırakılmış, istikrar diye saçma sapan bir lafla tek adam otoriterleşmesi bu toprakların kültürüne işlenmiştir.

Özetle ve bitirirken yapılan seçim, çok önce yapılan kültürel seçimin sonucudur. Bu kültürün değişeceğine inandığım için, kültürü hafife aldığım için bu yazı bir özür yazısı kabul edilmelidir.

Kazanan, değiştirilmesi gereken güçlü ve kudretli kültür olmuştur.

Takdir Sizin, Atatürk Hepimizin.

Hatib Minber

Sitemde yayınlanan içeriklerden ilk siz haberdar olun. Ücretsiz olarak bildirim almak için e-posta adresinizi girin. Aboneliği tamamlamak için lütfen e-postanıza gönderdiğim, iletiyi onaylayın.

Print Friendly, PDF & Email

Kaynakça / Dipnotlar

  1. Süleyman Seyfi Öğün, Türk Politik Kültürü, Alfa Basım Yayın, 2. Baskı, 2004

Bu Yazıya Görüşlerinle Katkıda Bulun!..