Köşe Yazıları

Parti içi Demokrasi mi?

Parti içinde demokrasi konusu son günlerin epey rağbet gören konularından birisi hâline gelmiş durumda görünüyor. Günümüzün büyük oy alan, günümüzün köklü partilerinin içinde yaşanan anti-demokratik koşulların yeni partilerin oluşumuna zemin hazırladığı öne sürülüyor.

Muharrem İnce’nin, Memleket Hareketinin partileşme çabalarını, Özlem Ağırman’ın Gelişim ve Demokrasi Partisi kurumsallaşmasını, Ali Babacan’ın Deva Partisini ve yine Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisini bu yönde değerlendirmek mümkün. Liste bu saydıklarımızla da sınırlı değil üstelik.

Geçmişten gelen ve bugünde o geçmişteki temelleri üzerine yükselen siyasi kültürümüz, parti içi demokrasi konusunda ne yazık ki, olumlu şeyler söylemiyor. Askeri darbelerle de demokratikleşme süreçlerinin önü hep kesilmiş görünüyor.

Osmanlı Devletinin, günümüz Türkiyesine devretmiş olduğu lider, yönetici kavramı siyasi kültürümüzü liderin sorgulanamazlığı üzerine kurmuş durumdadır. Osmanlı Devleti sonrası, Mustafa Kemal Atatürk gibi efsanevi bir liderin varlığı, ardından gelen İsmet İnönü ve sonraki karizmatik sayılabilecek liderler, parti içinde demokrasiyi çok da konuşturmaya imkan vermemiştir.

Özetle, Atatürk gibi bir liderin varlığında seçilmesi düşünülebilecek ikinci bir liderin olmayışı, parti içinde demokrasi arayışını da beraberinde getirmemiştir. Siyasi kültürümüz de Osmanlı Devletinin etkisiyle bunu desteklemiştir.

İsmet İnönü’nün iktidarında Genç Cumhuriyetimizin demokratikleşme adımları demokratik koşulları beraberinde getirse de, askeri darbelerle bırakın parti içindeki demokrasiyi, genel olarak demokrasinin yara aldığını iddia etmek yanlış olmaz.

İşin tarihsel boyutu bununla ilgilidir; ancak günümüzde parti içi demokrasi konusu, yazının başında da belirttiğim üzere daha sesli bir biçimde dile getirilmektedir. Ancak bu dile getiriş, parti içinde demokrasiyi sağlama noktasında yine yeterli olmamış, yeni partilerin kurulması sonucunu beraberinde getirmiştir.

Kağıt üzerinde bakıldığında, parti genel başkanı ve parti organlarının seçilme yöntemi gayet demokratik koşullar içermektedir; ancak parti genel başkanlarının kendilerini tekrar seçtirme noktasında parti içinde ve dışında örgütlenme faaliyetleri parti içi demokrasinin kadük kalması sonucunu doğurmaktadır.

Yeni kurulan partilerin tüzükleri, parti genel başkanının seçilmesinde daha demokratik koşulları bizlere sunsa da, bunların çok geçerli olamayacağı bizzat kurucu genel başkanlar nezdinde çok iyi bilinmektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun veya ona benzer bir başkasının parti içi demokrasiyi rafa kaldırarak tek adam olduğu iddiasında bulunan Muharrem İnce, Özlem Ağırman gibi siyasetçiler kurucu genel başkan sıfatıyla, genel başkanlık koltuğunu çoktan ele almış durumdadırlar. Kurdukları yapının bir sonraki olağan veya olağan dışı kurultayda yine kendilerini seçecekleri bariz bellidir; çünkü kurucular kurulu bunun üzerine kurulmuş durumdadır.

Özetle, siyasi kültürümüz parti içinde demokrasiyi çok fazla destekler nitelikte değildir. Parti içinde genel başkana muhalif olanlar parti içi demokrasi konusunda çıkışlar içinde olsalar da bunu başaramadıkları noktada o partiden ayrılıp kendi partilerini kurarak sözde demokratik tüzüklerle parti içi demokrasi vadetmektedirler.

Ben bu vaadi çok gerçekçi bulmadığımı belirterek yazıma son veriyorum. İddiam ise siyasi kültürümüzden kaynaklanıyor.

Hatib Minber

Sitemde yayınlanan içeriklerden ilk siz haberdar olun. Ücretsiz olarak bildirim almak için e-posta adresinizi girin. Aboneliği tamamlamak için lütfen e-postanıza gönderdiğim, iletiyi onaylayın.

Print Friendly, PDF & Email

Bu Yazıya Görüşlerinle Katkıda Bulun!..